KOÇHİSAR ZAVİYELERİ (18.-19. YÜZYILLAR)

1.Giriş

Koçhisar ya da günümüzdeki adıyla Şereflikoçhisar, yaklaşık 5.000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Hititler, Frigyalılar, Asurlular, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Karamanoğulları idaresinde kalmıştır (Konyalı, 1971: 1-215). 1469’dan itibaren de Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine geçmiştir. Çift kalesi olduğu için burasının Türkler tarafından Koşhisar diye adlandırıldığı iddia edilse de 15. ve 16. yüzyılda yapılan vakıf ve mülk tahrirlerinde kaleye dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. 1476-1584 yılları arasında yapılan tahrirlerde Koçhisar hep Aksaray Sancağı içerisinde gösterilmiş, ancak bazen müstakil bir kaza bazen de Aksaray Kazası’na bağlı bir nahiye olarak gösterilmiştir (Yörük, 2019: 51-54). Osmanlı Devleti’nde idari yapılanmanın takip edilebileceği en önemli arşiv kaynaklarından biri olan Avarız Defterleri’ne göre Koçhisar, 19. yüzyılın ortalarına kadar, Aksaray Sancağı’na bağlı bir kaza olmuştur. 1641’de Koçhisar’da 24 avarız hanesi var iken (BOA, MAD.d. 2780: 43-49) 1805’e gelindiğinde bu sayı 14,5’e düşmüş (BOA, MAD.d. 1805: 144), daha sonra bu idarî yapı 19. yüzyılın ortalarına kadar korunmuştur (BOA, MAD.d. 3064: 36). 1868 yılında Niğde Mutasarrıflığı’na bağlı Esbkeşan kazasının bir nahiyesi durumuna getirilmiştir. 1891 yılında Konya Vilayeti’nin bir kazası olmuştur. 1920 yılında tekrar Aksaray’a bağlanmıştır. Aksaray Vilayeti’nin 1933’te ilga edilmesiyle Ankara’nın bir ilçesi yapılmıştır (Konyalı, 1971: 215).

Bilindiği gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki Hurûfât Defterleri, kazaların harf ve tarih sırasına göre dizilmesiyle oluşturulmuştur. Bunlar, 17. yüzyılın sonlarından başlar 19. yüzyılın ortalarına kadar gelir. Araştırılan dönem süresince aslında Koçhisar, Aksaray Sancağı’na bağlı bir kaza statüsündedir. Bu çerçevede Aksaray Kazası ve Koçhisar Kazası’nın Hurûfât Defterleri ayrı tutulmuştur. Ne var ki Koçhisar’daki Çoban Şeyh ya da Şeyh Çoban diğer adıyla Ali Çelebi ve Sürmelü zaviyelerine ait bazı kayıtlar, Aksaray Kazası Hurûfât Defterleri arasında yer almıştır. Bu çalışmanın kapsamını da  Aksaray Kazası Hurûfât Defterleri’nde yer alan Çoban Şeyh ve Sürmelü zaviyelerine ait kayıtlar oluşturmuştur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’ndeki bazı belgelerden ve araştırma eserlerinden de faydalanılmıştır. Tarihte Koçhisar’ın idari, mali, coğrafi, mimari ve sosyo-kültürel durumu hakkında seyahatnamelerde bilgi bulmak mümkündür. Bu çerçevede 17. yüzyılda Osmanlı memleketlerini gezen Evliya Çelebi, Seyahatname’de Aksaray’dan Ankara’ya giderken uğranacak konaklar arasında Koçhisar’ı da zikretmiştir (Evliya Çelebi, 1314: 195). 19. yüzyılda yaptıkları seyahatlerde Anadolu’nun durumu ile ilgili değerli bilgiler sunan William Martin Leake, William J. Hamilton, William Francis Ainsworth da Koçhisar’a dair önemli gözlemlerde bulunmuşlardır (Yıldırım, 2016).

Araştırmada öncelikle Somuncu Baba, Yusuf Hakiki Baba, Cemaleddin Aksarayi gibi Aksaray’ın başka manevi mimarları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. İkincisi 15.-16. yüzyıllarda faal olan Koçhisar’daki bu zaviyelerin 18. ve 19. yüzyıllarda da işler olup olmadığı konusu ele alınmıştır. Üçüncü olarak da Hurûfât Defterleri’nin yapısı gereği anılan zaviyelerle ilgili muhtemelen eksik kalacağı anlaşılan bazı bilgiler, bu çalışma ile tamamlanmak istenmiştir. Koçhisar’da bulunan zaviyelere geçmeden kısaca kavramsal çerçeveyi belirlemek yerinde olacaktır.

Tekkeler herhangi bir tarikata mensup dervişlerin, şeyhleri başkanlığında topluca zikir ve ayin ettikleri, müritlerin ise sürekli olarak oturdukları yerlerdir. Büyük tekkelere asitane, dergâh veya hankah adı verilirdi. Bu türden yapılar şehir merkezlerinde inşa edilmişlerdir. Zaviye, tekkenin küçüğüdür. Bunlar şehir, kasaba ve köylerle ticari yönden önemsiz yollar üzerinde hayırseverler tarafından kurulur; tahsis edilen vakıfların gelirleriyle gelip geçen yolcuların yeme ve barınma ihtiyaçları ücretsiz olarak karşılanırdı (Küçükdağ, 2005: 367, 379). Bunların arazileri genellikle hükümdar tarafından güzel ahlâk sahibi, fakih, şeyh, derviş gibi unvanlar taşıyan kişilere bağışlanır, onlar da dervişlerinin ve halkın desteği ile buralara binalar inşa ederek hizmet verirlerdi. Issız yerler şenlendirildiği için buralara gelip yerleşenler, devlet tarafından vergiden muaf olurdu (Barkan, 1942: 279-304).  Zaviyeler genelde toplumun manevi olarak gönül gözünün açılmasına yönelik esaslar üzerinde yoğunlaşmıştır. İnsanların fikrî ve bedenî açıdan yükselerek ahlâki tekâmüle erişmesi gaye edinilmiştir. Zaviyeler İslâm fetihleriyle birlikte üç kıtada faaliyet göstermeye başlamıştır. Zaviyeler genelde müstakil bir kurum halinde hizmet verirken bazen de birçok kurumu içinde barındırmıştır. Zaviyeler sohbet, ibadet, muhabbet ve hizmet merkezli dinî bir hayatı esas almıştır. 12. yüzyıldan itibaren, Anadolu’da yayılmaya başlayan tekke ve zaviyeler, medreselerden kalan boşlukları doldurarak Türk eğitim tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Bu kurumlar taşrada eğitim öğretim faaliyetlerini üzerine almıştır. Böylelikle Türk-İslâm kültürü yüzyıllarca yaşatılabilmiştir. Bir zihin, ahlâk ve beden eğitimi yeri olarak kullanılan tekkelerde, aydın ve hoşgörülü insanlar yetişmiştir (Kara, 2011: 368-369).

2. Çoban Şeyh / Şeyh Çoban Diğer Adıyla Ali Çelebi Vakfı Zaviyesi

15. ve 16. yüzyıl vesikalarında Şeyh Çoban diğer adıyla Şeyh Ali Çelebi Zaviyesi olarak ifade edilen yapı günümüzde mevcut değildir. Zaviye II. Bayezid döneminde (1481-1512) Hüseyin b. Hacı Gaybî tarafından tasarruf edilmiştir. Sultan III. Murad döneminde (1574-1595) ise harap vaziyette olduğu belirtilmiştir (Yörük, 2019: s. 252). Konyalı, 1859 tarihli bir beratta verilen bilgilere dayanarak zaviyenin gelenlere yemek çıkardığını ve vakfiyesinin bulunmadığını belirtmiştir (Konyalı, 1974: 1406).

Hurûfât Defterleri’nde Çoban Şeyh Zaviyesi olarak da adlandırılmıştır. Kurumun 17. yüzyılın tamamında harap bir durumda olduğu anlaşılmaktadır. Zira 1700 tarihli ilk kayıtta zaviyenin vakfının mütevellisinin olmadığı ve binasının yıkık, dökük vaziyette olduğu için görevin Şeyh Mehmet’e verildiğinden bahsedilmiştir (VGMA, HRF.d. 1134: 6). Kurum ile ilgili son kaydın tarihi ise 1828’dir (VGMA, HRF.d. 535: 122). Zaviyeye yapılan mütevelli, zaviyedar (VGMA, HRF.d. 1055: 35) ve mezraadar (VGMA, HRF.d. 1055: 33) atamalarından oluşan 21 kayıt bulunmaktadır. Zaviyenin vakfiyesine ulaşılamamakla birlikte vakfının evlatlık olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim vakfın idaresi konusunda farklı zamanlarda başka başka şahıslar arasında çatışma yaşanmıştır (VGMA, HRF.d. 1067: 62a; VGMA, HRF.d. 1055: 33). Şeyh Çoban Zaviyesi Vakfı’nın 1843-1850 yılları arasındaki gelir-giderlerini gösteren muhasebe kaydı mevcuttur (BOA, EV.d. 9580: 172b). Ayrıca vakfa ait 1862 tarihli tevliyet kaydı da mevcuttur (BOA, EV.d. 17608: 2). Buradan da zaviyenin 19. yüzyılın ortalarında hâlâ faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

3. Sürmelü Zaviyesi

Karamanoğulları zamanında inşa edildiği düşünülen Sürmelü Zaviyesi, günümüzde mevcut değildir. 15. ve 16. yüzyıl Vakıf Defterleri’ndeki kayıtlardan, zaviyenin Şeyh Yakub adına yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kurum yetkililerinin ellerindeki Karamanoğlu İbrahim Bey’in mektubuna istinaden, Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) ve oğlu Sultan II. Bayezid tarafından zaviyenin vakıflığı kabul edilmiştir. Zaviye 1584 tarihli vakıf  tahririnde de yer almıştır (Yörük, 2019: s. 263). 17. yüzyılda zaviyenin faaliyetleri hakkında henüz bir belgeye rastlanmamıştır. Sürmelü Zaviyesi’ne Küçük Evkaf Muhasebesi tarafından 1702’de Ömer zaviyedar olarak atanmıştır. Ömer beratını kaybedince beratı yenilenmiştir (BOA, C.EV. 302/15363). Ömer 1712’de bu görevi Yunus’a devretmiştir (BOA, İE.EV. 52/5715). Hurûfât Defterleri’nde Sürmelü Zaviyesi ile ilgili toplam üç kayıt olup 1724 tarihli ilk kayıtta, zaviyenin vakfının evlada meşruta olduğu, mütevelliliğin kimsenin üzerinde olmadığı, vâkıfın şartı gereği ders verme koşuluyla bu görevin Seyyid Şeyh Ahmet’e verildiği belirtilmiştir (VGMA, HRF.d. 1137: 53). Kuruma dair son kaydın tarihi ise 1726’dır (VGMA, HRF.d. 1143: 55). Sürmelü Zaviyesi ile ilgili 1762 tarihli bir belgeye göre zaviyedarlık ve tevliyet 1758’de Ahmet’e verilmiştir (BOA, AE.SMST.III.  138/10869).

KAYNAKÇA

  • Arşiv Kaynakları
    • Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA)
    • Cevdet Evkaf (C.EV.) no: 302/15363.
    • Evkaf Defterleri (EV.d.) no: 9580, 17608.
    • İbnülemin Evkaf (İE.EV. ) no: 52/5715.
    • Maliyeden Müdevver Defterler (MAD.d.) no: 1805, 2780, 3064.
    • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi (VGMA)
    • Hurûfât Defterleri (HRF.d.) no: 531, 534, 535, 1055, 1057, 1064, 1067, 1073, 1134, 1137, 1143.
  • Kitaplar, Tezler, Ansiklopedi Maddeleri, Makaleler ve Bildiriler
    • Abou-El-Haj, R. A. (2000). Modern Devletin Doğası. (çev. Oktay Özel, Canay Şahin). Ankara: İmge Kitabevi.
    • Barkan, Ö. L. (1942). “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, I: İstila Devrinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”. Vakıflar Dergisi, 2. 279-304.
    • Evliya Çelebi Mehmet Zılli ibn Derviş, (1314). Evliya Çelebi Seyahatnamesi 3. Cild. (Yay. Ahmet Cevdet), İstanbul: İkdam Matbaası.
    • Kara, M. (2011). “Tekke”. Türkiye Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C. 40. Ankara: 368-370.
    • Konyalı, İ. H. (1971). Âbideleri ve Kitâbeleri ile Şereflikoçhisar Tarihi. İstanbul.
    • Konyalı, İ. H. (1974). Âbideleri ve Kitabeleri ile Aksaray Tarihi 1. Cild. İstanbul: Fatih Yayınevi Matbaası.
    • Küçükdağ,Y. (2005). Türk Tasavvuf Araştırmaları. Konya: Çizgi Kitabevi.
    • Özcan, A. (2000). Anonim Osmanlı Tarihi (1099-1116/1688-1704), (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
    • Yıldırım, F. (2016). Seyyahların Gözünden Aksaray ve Çevresi. (ed. Taner Aslan). Aksaray:
    • Aksaray Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Yayınları.
    • Yörük, D. (2019). XVI. Yüzyılda Aksaray Sancağı (1500-1584). Aksaray:
    • Aksaray Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Yayınları.

Madde Yazım Bilgileri
Yazar: Dr.Öğr. Üyesi Eşref Temel

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Hurûfât Defterleri, Çoban Şeyh Zaviyesi, Sürmelü Zaviyesi.